Hadi Asitanelioğlu

 

Tangoları

Müzik Sohbetleri

Toplum & Sanat

Geçmişten Kesitler

İstanbul Senfonisi
1. Bölüm
Nostalji
İstanbul Senfonisi
2. Bölüm
Tarikat
İstanbul Senfonisi
3. Bölüm
Sultan Ahmet Camii
İstanbul Senfonisi
4. Bölüm
Hoş Giyimli Genç Kızlar
İstanbul Senfonisi
5. Bölüm
Haydarpaşa Garından Anadolu'ya
İstanbul Senfonisi
6. Bölüm
Alem Gecesi
İstanbul Senfonisi
7. Bölüm
Final

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

YouTube açıldığından beri bilgisayarlar bayram yerine döndü. Dostlarımızdan her gün güzel müziklerin video linkleri geliyor. Linkleri açıyorsunuz, o da ne, etrafında birçok videonun THUMBNAIL’leri. Yani küçük resimsel simgeleri. Uçsuz bucaksız gidiyor. Bu ara önemli bir olay oldu. Fazıl Say’ın İstanbul Senfonisinin videoları da galiba bir hafta on gün önce YouTube’a girmiş. Dostum Yeşua Aroyo eksik olmasın hemen bana linkleri ulaştırdı. Onunla da kalmadı, program notlarını da gönderdi. Senfoni 7 bölüm. Aşağıda her bölümün linkini bulacaksınız. Şimdi ben de sizlere bu videoyla ilgili yüzeysel düşüncelerimi yazıyorum. Yani bölüm bölüm analiz ve yorum yapmıyorum, genel ifadeler kullanıyorum. Bu düşüncelerimin bir kısmını 4-5 satır olarak her bir linkin altındaki yorumlara da koydum. Yorumdan ziyade içimdekileri açığa vurdum. Bu önemli bir olay.

Videolarda genelde iki bölüm var. Videonun görsel kısmı ve videonun müziği. Bu linkle ulaşan Fazıl Say’ın İstanbul Senfonisi’nin birinci kısmı, ‘Nostalji’ bölümünü izlerken elbette tüm dikkatimi onun müziğine verdim. Zaten görsel kısmında benim, 80 yaşında bir İstanbullunun, bu birinci bölümde özlemini yansıtacak hiç bir kare göremedim. Burada asıl olan müzik. Bundan böyle de bu müzik için başka görselleri ihtiva eden videoların yapılacağını düşünüyorum.

Türkçe konuşurken, ‘nostalji’ kelimesini kullanmayı hiç sevmem. Çünkü Türkçede ‘özlem’ , ‘hasret’, ‘sıla hasreti’ gibi çok güzel kelimeler var. Bölümün müziği ise ‘nostalji’ kelimesinin kapsamını zaten çok aşıyor.

İstanbul Senfonisini dinlerken Fazıl Say’ın bestecilikteki ustalığını, bir senfoni orkestrasının bütün seslerini beyninde duyarak koca orkestrayı dilediği şekilde ve rahatlıkla kullanabildiğini, kafasında oluşan müziği seslere kolaylıkla aktaran ve kafasındaki düşüncelerine uygun güzel müziği yaratabilen büyük bir kompozitör olduğunu bir kere daha anlıyoruz. (Bu cümleyi aşağıda tekrarlayacağım)

Bu müziği Notebook’larında dinleyecek arkadaşların, müziğin tamamını dinleyemeyeceklerini belirteyim. İster Notebook olsun, ister masa üstü bilgisayar, müziği alt yapılarıyla, eşlik müzikleriyle tamamına yakınını dinleyebilmek ve duyabilmek için tüm dostlarımın bas seslerini de verebilen hoparlör sistemiyle bilgisayarlarını donatmalarını salık veririm. Dostlarıma ‘ben müziğin mimarisini seyrediyorum’ diyorum. Herkesin müziğin mimarisini seyretmesini, dinlemesini ve izlemesini arzu ediyorum. İşte Fazıl Say’ın bu bestesini de böyle dinlerseniz, onun müziğinin muhteşemliğini, bestecilikteki ustalığını, bir senfoni orkestrasının bütün seslerini beyninde duyarak, koca orkestrayı dilediği şekilde ve rahatlıkla kullanabildiğini, kafasında oluşan müziği seslere kolaylıkla aktaran ve kafasındaki düşüncelerine uygun güzel müziği yaratabilen büyük bir kompozitör olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

 

Fazıl Say deyince sadece dünyaca ünlü bir piyanisti algılamayacağız. O artık devamlı yaratan ve unutulmayacak olan besteciler arasına girdi. Yalnız onun birçok diğerlerinden farkı, yaşadığı toplumun dertleriyle de ilgilenmesidir. Bazıları toplum için doğar.

Müzik bilginleri daha başka yorumlar yapacaklardır. Bir müziksever ve dinleyici olarak ancak hayranlıklarımı sunuyorum. Bir de onun değerinin bilinmesini isterim. Bu konuda medyamızın çok geride kalmasına çok üzülüyorum. ‘Müziğinizin aranjmanı kim yapıyor’ gibilerden sual soran, ‘siz de beni sinirlendirdiniz’ diyen röportajcılar var. Karşısındakinin kim olduğunu bilemiyor. Medya patronları, bu gibi üst düzey gerçek sanatçılarla röportaj yapacak kişileri, o sanat dalında ilerlemiş, ne sual soracağını bilen değerli uzmanlardan seçmelidir. ‘Hangi tarihte doğdunuz?’ diye lafa başlayan, ‘sizin için bilmem kim bilmem ne söylemiş’ diye konu açan röportajcı istemiyoruz artık. Konumuz sanat, sanattan bahis edeceğiz. Gerçekte bunu yapabilecek çok iyi yetişmiş yeteneklerimiz var. Ne mutlu bize artık çok iyi yetişmiş ve bizleri uluslar arası düzeyde gururlandıran müzisyenlerimiz ve bir Fazıl Say’ımız var.

Hepinize selamlar...