Hadi Asitanelioğlu

 

Tangoları

Müzik Sohbetleri

Toplum & Sanat

Geçmişten Kesitler

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

29 Nisan'da İstanbul Filarmoni Derneği’nin Aynalı Pasaj’daki konserindeydik. Şimdi 'Aynalı Geçit' diyorlar ama ben orayı çocukluğumdan beri Aynalı Pasaj olarak öğrenmişim. Aynaları da zaten hediyelik eşya satan işyerlerinin ürünlerini sergiledikleri raflarla kapanmış. Ancak arada bir iki tane ayna görebiliyorsunuz. Gençlik yıllarında burada bir dükkândan senfonilerin, konçertoların orkestra kitapçıklarını alırdık. Bilsay Kuruç arkadaşımız da çok meraklıydı. Bir enstrüman çalışmamıştı ama müziği bu kitapçıklardan izlerdi. O yıllarda radyoda yapılan bir yarışma programında jüri cevabını beğenmemişti. Jüride de Cemal Reşit Rey var. Dava açtı ve davayı kazandı.

Konser saat 16’da idi ama saat 15’de bir söyleşi vardı. "Anılarda kalan bir kurum: İstanbul Şehir Orkestrası". Söyleşiye yıllarca alkışladığımız çok değerli müzisyenlerden Sona Mercimekoğlu, Yüksel Koptagel, Tülay Örsek, Nazım Acar ve Necati Giray katılıyordu.

2016 yılının 28 Şubatı akşamı yaşadığım 30-40 saniyelik, ismi konulmayan, Vertigo’ya benzer, bir kafa bulanması, bir şok, bir dalgalanma krizinden sonra, yalnız dengelerim bozulmakla kalmamış, işitme duygularımı da oldukça kaybetmiştim. Bu yüzden ne yazık ki konuşmacıları çoğunlukla işitemedim. Masaya bir mikrofon konmuştu ama bir türlü güzel bir ayarlama yapılamadı. Herhalde benden başka herkes rahatlıkla işitiyordu. İşittiğim kadarıyla değerli müzisyenler önce müzikle ilgili özgeçmişleri, konservatuar çalışmaları, şehir orkestrasındaki çalışmaları hakkında küçük bir kesit sundular. Sonra daha çok Cemal Reşit Rey ile olan küçük anılarını anlattılar. Bir kısmı güldürücü konulardı. Çok değişik bir toplantı oldu, hepimiz memnun kaldık.

Konuşmacılar bana göre yakın tarihi anlatıyordu. Benim anılarım 1945’lere, 1950’lere gidiyor. Ben hayatımın beni en çok etkileyen konserlerini Saray Sinemasında izledim. O zamanlar sevgili Nezihe ablam Haseki Hastanesinde Volonter olarak çocuk ihtisası yapıyordu. Arkadaşlarıyla beraber konsere gelirdi. Konserleri Paradi’den izlerdik. Aşağıda kapının açılmasını beklerdik, kapı açılınca bir koşu yukarı koşardık. Mini mini valimiz, Ordinaryüs Profesör Fahrettin Kerim Gökay locasında yerini alırdı.

Burada violonist Jacques Thibaud’yu, Alfred Cortot, Wilhelm Kempff’i, Vasa Prihoda’yı, Devy Erlih’i. Jirayr, Kantarcıyan’nı ve daha birçoklarını dinledik. Bu sanatçılar genelde iki konser verirlerdi. Biri orkestrayla konçerto, diğeri resital. Peki bu orkestra hangi orkestraydı. Bu konserleri belediye tertiplemediğine göre Şehir Orkestrası ismini veremeyeceğiz. Ama toplantıda da söylendiği gibi Şehir Orkestrası ve Filarmoni Derneği 1945’te aynı tarihte kurulmuştu. O zaman bu konser ve orkestra İstanbul Filarmoni Derneği’nin desteğiyle oluşturuluyordu. Bunun bir kanıtı daha var. Korsertistler ekseriya bir konser de İstanbul Filarmoni Derneği'nde verirdi. Nerede? Galatasaray’dan Tünel’e doğru giderken, sağ sokakların birinde, eski Pera binalarının birinde. Konser salonu da vardı. Ben de nişanlım Nevin Hanımla gidiyordum. Cemal Reşit Rey tabii ki aramızdaydı. Hanımlar çok şıktı.

1956’da Eyüp’te Levazım Yedek Subay okulundaydım. Bütün torpilliler oradaydı. Çünkü okul İstanbul’daydı. Haldun Dormen de aramızdaydı. O zamandan ünlü olmaya başlamıştı. Arkadaşlarla el ele verdiler, yeni yapılan bir barakada tiyatro sahnesi kurdular ve temsiller yaptılar. Ben de gittim, Cemal Reşit Rey’in elini sıktım, "her gün yedek subay marşınızı severek söylüyoruz" dedim. Kendisini, Semih Argeşo ve arkadaşlarıyla okula konser vermeğe davet ettim.

Walter Gieseking konserini Atlas Sinemasında vermişti. Benim kuşağım senfonik konserleri sırasıyla, önce Saray Sinemasında, sonra eski Taksim Belediye Gazinosu’unda (çok anılar var) sonra Şan Sineması’nda ve en sonra Atatürk Kültür Merkezi’nde (kuruluşunda ismi: İstanbul Kültür Sarayı) izledik. AKM’de ben ve eşim yıllarca konserleri yıllık abonman alarak; tüm operaları, tüm baleleri, bazı tiyatroları burada izledik. Bazı Operalara birkaç defa giderdim. Örneğin Adnan Saygun’un Kerem Operası beş kere oynadı, beşine de gittim. Sonra AKM’yi kapatarak, hiç vicdanları sızlamadan, bana ve arkadaşlarıma zulüm yaptılar.

İstanbul Şehir Orkestrası ve Senfoni Orkestrası hakkında anılarda tabii Panayot Abacı’da da vardı. Elli yılı aşkın çıkardığı Orkestra Mecmuasında da bazı notlar vardır. Şimdi ben ondan dilediğim bir konuyu sizlere aktarayım, siz yerli yerine koyun. Ben 87 yaşındayım, artık her şey netliğini kaybediyor. Bu anlatacağım olayı Lütfiye Hanım daha iyi bilir.

Bir gün İsmet İnönü ve arkadaşları galiba Tepebaşı’nda Dram Tiyatrosu’nda bir yaylı sazlar orkestrasını dinliyor. Çok memnun oluyor, konserden sonra şefle görüşmek istiyor. Cemal Reşit Rey’e ulaştırıyorlar, Cemal Reşit Rey gitmek istemiyor, tebrikler sahne arkasında olur diyor. Yapma etme derken grup başkanlarının gitmesine karar veriyorlar. İnönü grup başkanlarına sizin düdükleriniz yok diyor. Grup başkanları efendim biz hepimiz amatörüz diyor. İnönü Ankara’ya döndükten bir ay kadar sonra 60 kişilik bir aylıklı kadro geliyor. Bu kadro hangi orkestra içindir? Şehir mi, Devlet mi? 1950'de 14 Mayıs'tan itibaren iktidar Demokrat Partiye geçtiğine göre o tarihten önce olacak. Sağlam bilgi Orkestra Mecmuası’nda...

Konserimiz saat 16:00 gibi başladı. Bosphorus Trio Kemanda Özgecan Günöz Kızılay, Violonselde Çağlayan Çetin ve Piyanoda Özgür Ünaldı’dan teşekkül ediyor.

Müzisyenlerin her biri bir eseri tanıtıyor. İlk sözü piyanist Özgür Ünaldı alıyor ve İlhan Baran’ın Dönüşümler (Transformations) isimli eseri hakkında açıklama yapıyor. Sözlerini bitirirken, dönüşümlerin neler olduğu sizin hayal gücünüze bırakılıyor gibi bir ifade kullanıyor. Zaten bu ilk eser de piyano ağırlıklı. Eserde piyano partisinde bayağı forte notalar, akorlar var. Bizim Filarmoni Derneği'nin tarihi piyanosundan korkuyorum. Piyanist Özgür Ünaldı eserin hakkını vermek istiyor. Ona ruhsal coşkusu da katılıyor. Akorlara kuvvetle basıyor. Yanımda oturan Fevziye Hanıma icra sırasında piyano kırılacak diye fısıldıyorum. Arada gerçekten Özgür Ünaldı’nın sizler ömür gibi bir şey söylediğini işitiyorum. Galiba bir tel kopmuş, arkadaşlar uğraşıyor, teli çıkarıyorlar. Kopan tel herhalde aynı notanın üç telinden biriydi. Bizler bir fark hissetmiyoruz, eseri tamamlıyorlar. Piyanodan gelen sesler müzisyenimizin kendine olan güvenini ve hünerini sergiliyor. Kemancı Özgecan Günöz Kızılay’ı daha ilk notalarında virtüözitesini biraz da şaşkınlıkla fark ediyorum. İstanbul Filarmoni Derneği bize ard arda genç ve usta kemancı kızlarımızı dinlettiriyor. Özgecan Günöz hiç hata yapmadan tüm zorlukları su gibi aşıyor. Çelloculara hayranımdır. Onların bir arşede tek bir notada kreçendo ve dekreçendo artı vibrato yaparak müzik yarattıklarını söylerim. Karşımızda gene öyle bir çellocu var. Eseri başarıyla bitiriyorlar ve alkışları topluyorlar.

Konserin 2.eseri olarak Rachmaninov’un Trio Elegiaque’ını dinliyoruz. Birçok bestecinin ‘élégie’ ismini verdikleri parçaları var. Bu defa eseri kemancımız Özgecan Günöz Kızılay açıklıyor. Rachmoninov ve Tchaikovsky arasındaki etkiletişimi anlatıyor. Harika bir kompozisyonun gene harika bir yorumunu dinliyoruz.

Konserin 3.eseri Mendelsohn Trio No. 1.aradan sonra seslendiriliyor. Bu defa eseri Çellist Çağlayan Çetin açıklıyor. Kontrpuanlarla dolu muhteşem bir yapıt. Bu muhteşem yapıtı harika bir icrayla izliyoruz.

Konser boyunca, bulunduğum yerde Avrupa Birliği sosyal seviye standartlarına göre en yüksek düzeyde oturduğumu düşünüyorum.

Bana bu hissi veren gençlere ve bu konseri tertipleyen Filarmoni Derneği'ne teşekkür ederim.

Hepinize sevgiler...