Hadi Asitanelioğlu

 

Tangoları

Müzik Sohbetleri

Toplum & Sanat

Geçmişten Kesitler

Gamze Erengönül

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

23 Mart 2017 Perşembe günü Gamze Erengönül ve Gülnare Shekinskaya ikilisinin İstanbul Filarmoni Derneği’nde verdikleri konserindeydik. Konser programında hepsi birbirinden güzel eserler sıralanmıştı. Eserlerin her biri aynı zamanda virtüozite (virtuosité) isteyen özellikleriyle dikkati çekiyordu. Muhteşem bir konser olacağı belliydi. Böyle muhteşem bir konseri İstanbul Filarmoni Derneği’nin küçük fakat sempatik salonunda çok yakından izlemek şansına sahip olacaktık. Keşke İstanbul Filarmoni Derneği’nin bu konseri bildiren e-mail’inde ve derneğin ve arkadaşlarımızın özellikle Fevziye Yazman Hanımın büyük bir gayret ve çabayla muhtelif vesilelerle Facebook’a koyduğu ve teşekkürlerimizle izlediğimiz bildirimlerde bu muhteşem konser programını da önceden görebilseydik. Böyle bir konserin birkaç bin dinleyici tarafından izlenmesini arzu ederdim.

İlk eser Bach’ın Solo Sonatlarından biriydi: No:1 BWV 1001 Sol minör, Adagio – Füg

Keman resitallerinde solistler Bach’ın solo sonatlarını uygun gördükleri sıraya koyuyorlar. Keman konçertolarından sonra, özellikle zor bir konçertodan sonra, konsertistler Bach’ın sonat veya partita’larından, yani Sola keman parçalarından birini veya bir bölümünü bazen ‘Bis’ parçası olarak çalıyorlar. Örneğin Paganini’nin bir keman konsertosunu başarıyla bitirmiş bir violonist, uzun uzun alkışlanırken, şimdi bir Bach Solo keman eseri yakışır diyoruz. Bir de bakıyoruz solistimiz Bach’ın Solo Violin eserlerinden Chaconne Part ½ ‘yi seslendiriyor.

Bach’ın bu Sola keman eserlerinde bir çok dubl kort (Double cord=çift tell) olarak çalınacak notalar var. İş onunla da bitmiyor. Bu eserlerde üç sesli akorlar var. Belki kulaktan kulağa aktarılan, ta benim kulağıma kadar gelen bir söylenti var: Bach kilise orgunda çalarken zengin akorları, armonileri yaratmaya alışmış. Keman için de bu eserleri bestelerken, kemandan da alışageldiği seslerin çıkmasını, akorların çalınmasını istiyor ve notalarını yazıyor. Çevresindeki kemancılar, üstadım çalamıyoruz diyorlar ve ondan bu eserleri biraz kolaylaştırmasını rica ediyorlar. O da tekrar gözden geçiriyor. Zaten kemanda çift tel üzerindeki notaları çalarken iki parmak da hiç hata yapmadan sesleri yerli yerine basmazsa güzel ses çıkacak yerde daha kötü sesler çıkıyor. Kemancılar bu zor üç sesli akorları çevik bir arşe hareketiyle seslendirebiliyorlar.

Gamze Erengönül her parçadan önce küçük bir açıklama yapıyor. Konsere daha parmakları ısınmadan işte bu zor parçayla başladı. Sanatçımız teknik zorlukları umursamadan bizlere Bach’ı yaşattı, duygularımızı derinliklere taşıdı.

Konserin ikinci eseri Elgar’ın Salut d’amour isimli eseri.

Sanatçımız açıklamasında Elgar’ın bu güzel aşk şarkısıyla sevgilisinin gönlünü kazandığını anlattı. Benim keman hocam da Toselli’nin serenadı ile sevgilisinin izdivacını kazandığını anlatırdı. Bu kemancılar çok yaman oluyor. (Acaba benim ‘Düşündüğüm’ isimli çigan tarzı melodim de Nevin Hanıma sevgimi açıklamakta bana destek olmuş muydu?). Gamze Erengönül’ün güzel icrası da bizleri böyle rüyalara sürükledi.

Üçüncü eser Eugène Ysaÿe’den gene solo keman için yazılmış Re minör sonatı. Op.27 No.3

Gamze Erengönül açıklamasında bestecinin zaten bir keman virtüozu olduğunu ve eserlerini verdiği konserlerde icra ettiğini ve Bach’ın etkisinde kaldığını anlattı. Bence üslup olarak o etkiyi bırakmasa da dubl kortları, üç sesli akorlarıyla kemanı çok sesli bir alet haline getirmesi Bach’a benziyordu. Müzik kemanda hızla bir pozisyondan uzak bir pozisyona sıçrayan geniş bir alana yayılmıştı. Bu kadar zor bir parçayı Gamze Erengönül hiç teknik zorluk yokmuş gibi bizlere keyfini tattırarak icra etti.

Dördüncü eser Manuel de Falla ‘nın İspanyol Dansı idi.

Sanatçılar bu güzel eseri de bizlere keyif vererek kusursuz bir icrayla dinlettiler

Aradan sonra ilk eser Cesar Franck’ın ünlü La Majör keman piyano sonatı idi.

Bu eserin tadını belki ilk defa 1950 veya 51 yılında Tepebaşında Dram Tiyatrosunda konservatuar eğitim görevlileri ve öğrencileri tarafından verilen bir konsede o yıllarda belki öğrenci olan Ayhan Turan’ın kemanından almıştık. Arkadaşlarım o tadı hiç unutamadılar. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Filarmoni Derneği Konserinde programa göre Musa Albukrek’in kemanından dinleyeceğimiz zaman ne kadar sevinmiştik. Oysa, o gün Musa Albukrek pianisti olmadığı için bu eseri çalamamıştı. Gamze Erengönül ve pianist Gülnare Shekinskaya bu eseri mükemmeliyet seviyesinde icra ettiler ve bizlere heyecanını yaşatarak dinlettiler.

Konserin son eseri Camille Saint-Saëns’ın ‘Introduction et Rondo Capriccioso’ isimli ünlü eseriydi.

Ben virtüoz bir violonist olarak sahneye çıkıyorum diyenlerin ve virtüözlerin çaldığı bir eser. 1950’lerde Suna Kan Şan sinemasında verdiği konserde bu eseri çalmıştı. Gene 1950’lerde aldığım bir Long Play’de Jascha Heifetz’in kaydı vardı. Violonist Gamze Erengönül de böylece yerini belli ediyordu. Kusursuz icrasıyla takdir topladı ve bizleri mutlu etti.

Saint–Saens bir Fransız besteci. Eserinin ismine de Fransızca bir kelimeyle başlamış. Ben ‘introduction’ deyince giriş, başlangıç, tanıtım gibi anlıyorum. Daha çok ‘Giriş’ gibi anlıyorum. Fransızcada ‘in’, ‘en’ gibi okunduğundan bu kelimeyi ‘entrodüksion’ gibi telaffuz etmekteyim. Bu konularda en büyük uzman dostumuz Yeşua Aroyo’dur.

15 Mayıs 2017 günü sanatçıyı Süreyya Operası’nda da alkışlayacağız. Bu defa eserler arasında bir de Wieniawski var. Wienniawski deyince aklıma zor bir parça ve Polonya gelir. Polonya deyince de aklıma Chopin ve Wieniawski gelir.

Hepinize sevgiler...