Hadi Asitanelioğlu

 

Tangoları

Müzik Sohbetleri

Toplum & Sanat

Geçmişten Kesitler

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

Operayı izlediğimin ertesi günü Facebook’uma ertesi sabah aşağıdaki notu düşmüştüm:

‘14 KASIM 2014 SÜREYYA OPERASI’NDA ROSSINI’NİN LA CENERENTOLA İSİMLİ OPERASI OYNANDI. ÜLKEMİZDE SİNDERELLA VEYA KÜLKEDİSİ OLARAK TANINAN HİKÂYENİN OPERASI. İSMİNE BAKIP ÇOCUK OYUNU SANMAYIN, 3 SAAT 15 DAKİKA SÜREN 2 PERDELİ BİR OPERA. ROSSINI’NIN MUHTEŞEM ARMONİLERİNİ İÇEREN BÜYÜK BİR ESER. ORKESTRA, ORKESTRA ŞEFİ, SAHNEYE KONUŞU, ERKEKLER KOROSU VE TÜM SOLİSTLERİYLE PEK ÇOK ÖVGÜ İFADELERİNE LAYIK HARİKA BİR OPERA İZLEDİK. BİZE BU GÜZELLİKLERİ YAŞATANLARA PEK ÇOK TEŞEKKÜRLER.’

Şimdi biraz daha lafı uzatayım. Sonuçta bu yazım kendi siteme koyacağım bir sohbet. İçinde ben veya ailemden biri de olabilir. Şüphesiz ki bir opera bilgini değilim ama bir opera severim. AKM’de ve daha önceki yıllarda Şan Sinemasında, Atlas Sinemasında, Dram Tiyatrosunda oynayan herhalde tüm operaları izlemişimdir. Belki kaçırdıklarım vardır. Bazılarını oyun tekrarlanıyorsa birkaç kez izlediğim de olmuştur. Mesela Adnan Saygun’un Kerem Operası İstanbul’da beş kez oynandı, beşine de gittim. Bir de kibirli tarafım var. Kerem Operasını görmeyenleri de küçümserim. Onları toplumumuzda yüksek mevkilere yakıştıramam. Eskiden Ankara’ya yolum düştüğünde programda varsa illâ operaya giderdim. Yurtdışı seyahatlerimde opera binalarına yakın bir otel seçerdim.

AKM’nin kapanışı, açıldığından beri sürdürdüğümüz bizim yaşam düzenimizi bozdu. Süreyya Operası çok sempatik. Onun salonunun ve sahnesinin olanakları elbette AKM ile kıyaslanamaz. Ama sanat yöneticileri zekâ ve gayretleriyle orada bizlere tadından kaybetmeden opera sunmayı başarıyorlar. Etiler’den kalkıp, ne yazık ki şoförlerimizin de yerini bilemediği Kadıköy Bahariye’deki Süreyya operasına gitmek ve gelmek hiç kolay olmasa da bir ay önceden biletimizi alarak oraya gidiyoruz ve her defasında tüm meşakkatinin pek çok üzerinde kazanımlarımız olduğuna inanıyoruz.

Her zaman olduğu gibi bu defa da girişte operanın kitapçığını ve eklerini aldım. Ekler arasında eserin librettosunun Cenan Akın tarafından yapılmış türkçe çevirisi var. Bu kitapçıkta çevirenin ismi ‘Canan Akın’ olarak yazılmış ama ben herhalde Cenan Akın olacaktır diyorum. Cenan Akın besteci, şef ve konservatuar öğretmeni. Oğlum Emin’i 4 yaşındayken piyano derslerine başlatmıştım. 6 yaşına gelince İstanbul Belediyesi konservatuarına girdi. O zaman konservatuar, Cağaloğlu’ndan sonra Divan yolunu aşıp karşı tarafa geçip biraz ilerledikten sonra bir yerdeydi. Cenan Akın orada oğlumun solfej sınıfının hocasıydı. Şimdi ilginç bir durum var, eserde prensi oynayan tenorumuzun ismi Caner Akın. Herhalde bir bağ var.

Libretto’nun Türkçe çevirisinde Kül Kedisinin ismi daima ‘Cenerentola’ olarak geçiyor. Yanlış bir şey yok. O günün tek sayfalık programında ise ‘Angelina’ olarak yazılı. Bunda da bir yanlış yok. Zaten bütün eser tanıtımlarında bu sonuncu isim kullanılıyor. Günlük program kâğıtçığında Angelina ismi üstelik en alttan bir evvel. Oyun sırasında da bilmem Angelina’nın ismi hiç geçiyor mu? Bizler sıradan bir opera izleyicisi olarak, daha önceden kendisini tanımıyorsak, Cenerentola’yı Aylin Ateş’in oynadığını nasıl anlayacağız? Aylin Ateş’in isminin en başa yazılmayışında da benim bilmediğim ve öğrenemediğim bir neden vardır.

Bu Rossini çok müthiş bir besteci. Bu eseri 3 haftada yazmış. Orkestradan müzik fışkırıyor. Koro ve orkestradan armoni yükseliyor. Solistlerin bazen altısı sahnede, hepsi beraber çok sesliliği yaşatıyor. Bu durumlar eserin kısa bir bölümü için değil, eser neredeyse baştan sona böyle akıp gidiyor. Böyle bir eseri yazmak bu kadar kolay mı? Rossini kalemi almış durmadan yazmış, herhalde yeter artık burada dur diyenler olmuştur, yoksa bir bu kadar daha yazıverecek.

Solistler de kusursuzdu. Prensi oynayan Tenor Caner Akın genç ve yakışıklı. Her melodinin hakkını ve tadını verdi. 3-4 yerde eserin en tiz ve tehlikeli notaları var, onları başarıyla seslendirdi. Kevork Tavityan’ın başarılarını uzun yıllardan beri izliyoruz. Traviata’da babanın aryasını tekrarlatmadan onu bırakmıyorduk. Burada da ses ve sahne sanatçısı olarak kusursuz yorumlarıyla izleyicini takdirlerini topladı. Prensin kendilerini seçeceğinden emin olan, bazen birbirlerini bile rakip gören iki kaprisli kız kardeş ve onların baron olan babaları var. Baba Ali İhsan Onat, onu da uzun yıllardan beri tanıyoruz. Tecrübeli, rolünün hakkını veriyor. Eserin ilginç tarafı bir tenora karşı üç bas'ın oluşu. Kızları atlamayalım. Eseri bu iki kız renklendiriyor. İkisi de harika. O akşam Sevim Zerenaoğlu ve Deniz Likos bu rolleri sesleriyle ve hareketleriyle pek çok sempati toplayarak yürüttüler. Gene eskilerden tanıdığımız Kenan Dağaşan eserde bilge adam Alidora’yı oynuyor. O da bas. Her zaman başarılı. Rolünü gene biz ondan emin, o kendinden emin olarak başarıyla yürüttü. Unutmadan bir hususu belirtmeliyim. Eserde solistlerin muayyen bir bölümü ezberleyerek kurtulma şansları yok. Çok defa, çok uzun ezberler var. Çok çalışmadan olacak iş değil.

Gelelim Angelina’ya, Cenerentola’ya, yani Sinderella’ya, yani Kül Kedisine. Bu rolü Aylin Ateş oynuyor. Onu bir çok operadan tanıyoruz. Kim bilir kaç sene önce, çok da eski olamaz, tabii ki AKM kapanmadan önce izlediğim Karmen Operasında volümlü sesiyle beni çok etkilemiş ve kendisini çok takdir etmiş, ismini kafama unutulmazlar arasına yazmıştım. Bu oyunda da süper. Ben anlatacak kelime bulamam. Ülkemde böyle bir opera sanatçısı olduğu için gururlanırım.

DOB Devlet Opera ve Bale’nin web sitesinde oyunun kısaca anlatılan konusu. Bu oyun için hazırlanan kitapta daha fazla bilgi var: Don Magnifico iki kızı ve evde zorla hizmetçilik yaptırdığı üvey kızı 'Külkedisi' lakaplı Angelina ile yaşamaktadır. Aile fakir olduğu için Don Magnifico kızlarını zengin adamlarla evlendirmenin hayalini kurmaktadır. O sırada Prens Ramiro da kendisine uygun bir eş aramaktadır. Kendi özel eğitmeni Alidoro'yu uygun gelin adaylarına bakması için görevlendirir. Alidoro, Don Magnifico'nun kızlarının insanlığını sınamak için dilenci kılığına girer. Don Magnifico'nun kızları Clorinda ve Tisbe dilencinin kapıdan kovulmasını isterler; ancak 'Külkedisi' Angelina dilenciye ekmek ve kahve ikram eder. Daha sonra Prens Ramiro, uşağının kılığına girerek Don Magnifico'nun evine gelir. Böylelikle fazla ilgi çekmeden evin kızlarını gözlemleyebilecektir. Burada Külkedisine aşık olur. Külkedisi de onu sevmiştir. Çok geçmeden Prens'in uşağı Dandini, Prens kılığında eve gelir. Külkedisinin üvey kız kardeşleri sahte prensin ilgisini çekmek için her şeyi yaparlar. Sahte prens onları Kraliyet Sarayı'nda yapılacak baloya davet eder. Don Magnifico kızlarının saraydaki baloya gitmesine izin verir ama tüm yalvarışlarına rağmen Külkedisinin gitmesine izin vermez. Bir şekilde Külkedisiyle yalnız kalmayı başaran Alidoro, dilenci kıyafetinden sıyrılarak kıza gerçek kimliğini söyler. Ardından kendisine çok güzel bir elbise verir ve baloya katılabileceğini belirtir. Bu elbise sayesinde baloda onu kimse tanıyamayacaktır. Külkedisinin üvey babası ve iki kızı prensi etkilemiş olduklarını ummaktadır. Oysa onların prens sandığı, prensin kıyafetlerini giymiş olan Dandini'dir. Prens Ramiro Külkedisine aşkını ilan eder. Külkedisi Angelina ona kolundaki iki benzer bilezikten bir tanesini verir ve kendisini gerçekten seviyorsa bu bileziği kullanarak kendisini bulması gerektiğini söyler. Bu sırada Dandini, Don Magnifico'ya Prens'in uşağı olduğunu itiraf eder. Don Magnifico buna çok sinirlenir; bunun üzerine Dandini onu saraydan kovar. Don Magnifico'nun evinde Külkedisi hizmetçilik yapmaya devam etmektedir. Daha sonra çıkan bir fırtına sırasında Prens, Don Magnifico'nun evinin yakınlarında bir kaza geçirir. Bunun üzerine Dandini onu Magnifico'nun evine getirir. Burada Prens, Külkedisinin kolundaki bileziği görür; Külkedisi de bu kazazedenin Prens olduğunu anlar. Böylelikle iki sevgili birbirini bulmuş olur.

Birkaç not: Oyunu seyretmeden önce yukarıda kısaca anlatılan konuyu okumanız faydalı olur. Eserin hazırlanan kitapçığında daha uzun bir anlatım var. Eser orijinal librettosu ile İtalyanca sözlerle oynanıyor. Tamamı olmasa da bir kısım Türkçe çeviriyi sahnenin en üstündeki ışıklı yazılardan izleyebilirsiniz. Benim gibi biraz görme kaybınız varsa gözlüklerinizi unutmayın. Gene de zorlanabilirsiniz, çünkü ışıklı yazı mavi ve kanaatimce yeterince büyük ve yeterince parlak değil. Sarı ışıklı, parlak ve biraz daha büyük harflerle olsa daha iyi olurdu. Ayrıca çok tepede, önlerde oturuyorsanız tavana bakar gibi kafanızı kaldırmanız gerekiyor. Bu konunun AKM’de hiç sıkıntısı olmazdı.

Oyunun ismi ‘Cenerentola’dır, ama asıl eserde onun adı Angelina’dır. Bakınız yukarıdaki DOB’un açıklamasında bile onun adı galiba yalnız bir yerde geçmektedir. Günün tek sayfalık program listesinde Angelina olarak en alttan bir satır üste yazılmıştır. Bu sizi şaşırtmasın, o isim kül kedisinin, yani Cenerentola’nın ismidir. Oyun onun üzerine dönmektedir, bence baş oyuncudur, isminin altlarda yazılmasının her halde bir izahı vardır. Önceden tanımıyorsanız hangi sanatçının oyundaki hangi kişiyi oynadığını hemen fark edebilmeniz mümkün olmayabilir. Ramiro prens, Dandini prensin uşağıdır ama, oyun boyunca Dandini sahte prensi, Ramiro sahte uşağı oynar. Dandini değişik kıyafetlerle de sahnede yer alıyor. Aldiro hem dilenci hem de Ramiro’nun öğretmeni, filozof, bilge adamdır. Don Magnifico kül kedisinin üvey babasıdır. Clorinda ve Tisbe, Magnifico’nun öz kızlarıdır.

Yöneticilerden bir de oyunun kitapçığındaki sanatçıların resimlerini güncellemelerini rica edelim. Artık onların yıllar önceki resimlerini koymasınlar. Bakar bakmaz tanıyalım onları.

Hepinize sevgiler...