Hadi Asitanelioğlu

 

Tangoları

Müzik Sohbetleri

Toplum & Sanat

Geçmişten Kesitler

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

3 Ocak 2014 Cuma akşamı konser arkadaşlarımın çağrısı üzerine İstanbul Devlet Senfoni Orkestrasının konserine gittim. Bu hafta büyük gururumuz İdil Biret solistti. Böyle bir konserde bulunmayı arzu ederdim, fakat biletim yoktu, salon girişinde alırız demiştik. Meğer salon girişinde Biletix yokmuş. Birkaç gişe var, onlara da başvurdum, ama onlar da bu konserin biletlerini satmıyorlarmış. Bir masada bazı işlemler yapılıyor, orada bilet satıldığını öğrendim. Bunlar galiba son kalan biletler. Neyse oradan biletsiz olanlarımız için biletlerimizi aldık. Biletlerimiz birinci balkon. Sora sora yolumuzu bulduk ve salona ve birinci balkona adımımızı attık.

Doğrusu gördüğüm manzara beni şaşırttı. Hiç bu kadar muhteşem bir konser salonu göreceğimi düşünmemiştim. Böyle bir konser veya gösteri salonu gerçekleştirenlere kendim ve sanatsever arkadaşlarım adına teşekkür ederim.

Yukarıdan bakınca giriş katındaki koltukların bir bölümünü görebiliyorduk, çok yüksek bir tavan, birinci balkonun iki yanı sahneye doğru uzanıyor. Ancak birinci balkon bayağı dik bir amfi gibi. Birkaç basamak inmem için yol gösteren görevli genç hanım bana yardım ediyor. Dengemi bozarsam düşebilirim, nitekim o anda biraz ötemizde bir hanım bayağı sendeliyor ve etrafındakilerin desteği ile düşmekten kurtuluyor. Her halde her konserde böyle tehlike atlatanlar oluyordur diye düşünüyorum.

Senfoni üyeleri yerlerini alıyorlar. Çok uzaktayız, hiç birinin yüzünü tanıyabilecek kadar göremiyorum. Orkestra şefimiz geliyor. Onu da ancak başında saç olmadığını fark edebilecek kadar görebiliyorum. Sahne büyük, orkestra sahneyi dolduramıyor, birinci balkondan sanki sahnede bir oda orkestrası varmış gibi görünüyor. Bazı konserlerde senfoni orkestrasına koronun da katıldığı eserler dinleyeceğiz, sahne o zaman işlevini hakkıyla yerine getirmiş olacak.

Büyük piyanist İdil Biret her zamanki gibi kendinden emin ve gururlu yürüyüşünle piyanoya doğru ilerliyor. (Bende 12 yaşındayken imzası var, bir gün kopyasını hepinize gönderirim)

Rahmoninof’un ünlü 3 numaralı Op.30 Re minör piyano konçertosu başlıyor. Ben ve benim kuşağımdan arkadaşlarım bu eseri 60 yıl öncesinden sevmeğe başlamıştık. O yıllarda oynayan bir Amerikan filmi bize bu parçayı tanıtmış ve sevdirmişti. Fakat ne yazık ki piyanonun tınısını layıkıyla işitemiyorum. Yaşlı olduğum için görme ve işitme kaybım vardır bu nedenle iyi göremedim ve işitemedim diye düşünürken, etraftan gelen konuşmalardan benim gibi başka göremeyenlerin ve işitemeyenlerin, gayri memnunların olduğunu anlıyorum. Sesin yeterince ulaşamamasıyla ilgili olarak herkesin yürüttüğü yorum var, birinci balkonun tavanının çok alçak oluşu.. Konser salonunun tavanı çok yüksek olduğu halde, birinci balkonun tavanı gerçekten alçak. Salonun mimarî yapısında seslerin yayılımını engelleyen kusurlar mı var? Başka bir ifadeyle herhalde seslerin yayılımını sağlayan bir mimarî yapı olmamış mı?. Mimar Sinan yapsaydı sesleri her yerden duyardık diye düşünüyorum. Herhalde ses iletişimini sağlayan elektrikli düzenlemelerin devreye konulması zorunlu olacak. Elektrikli düzenlemeler yapılacaksa bunun klasik müzik konserlerinde lütfen fark edilmeyecek kadar az bir volümde kalmasını arzu ve rica ediyorum. Diğer taraftan kendi kendime müziği bir de giriş katında dinlemeli diyorum.

Zannederim balkona aşırılığa kaçmayan bir havalandırma uygulanıyordu. Ama hepimiz rahatsız olduk. Hatta ben yetersiz temiz hava olmayışından rahatsızlanır mıyım diye endişe bile ettim.

Elhasıl, birinci balkonda ben müziği yaşayamadım, onun heyecanına katılamadım. Kendimi o konsere gitmiş gibi kabul etmiyorum. Bir daha oraya birinci balkonda müzik dinlemek veya bir şey seyretmek amacıyla gitmem.

Ben anlatırken ‘ Konser Salonu’ diyorum ama, salonun asıl ismi ‘Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’. Bu ‘performans’ kelimesi de bütün dünyada birden bire çok yayıldı. Yıllar önce bendeniz motor yağları veya motor yağ katkıları satarken, Türkçe yerine yabancı kelime kullanmayı hiç sevmediğim halde, reklamlarımda ticarî yönden daha etkili olacağını düşünerek ‘Motorun performansını arttırır’ ifadesini kullanıyordum. Bu salonun isminde ‘Performans Sanatları’ gibi bir ifade kullanılmakla herhalde salonun ticari amacı belirtilmiş oluyor.

9 Ocak 2014 günü bu defa giriş koltuklarında orta bölüm denen kısımda, sahneden itibaren galiba 12inci sırada gene İstanbul Devle Senfoni Orkestrası’nı dinlemeye gittim. Sesler nasıl geliyordu sorusuna ben cevap vermeyeyim. Ben ihtiyarım, yanılıyor olabilirim, başkaları da denesin. Yalnız Wagner’in Lied’lerini ve Mahler’in 4 numaralı senfonisini bu salonun kaldıramadığını belirteyim. Aynı konser AKM’de olsaydı bizler konseri başka türlü bitirirdik.

(Küçük bir not: Çıkış kapısına 1,5-2 metre kala gibi halı bir yerde hafiften çukurlaşıyor, hafiften sendeletiyor, aman dikkat)

ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ’NDEN DAHA İYİSİNİ KİMSENİN YAPAMAYACAĞINA İNANIYORUM

Bizim Atatürk Kültür Merkezi’miz 25 senede yapılmıştı. Bu yaşa geldiğim zaman onun önemli bir kusurunun asansörleri bulunmayışı olduğunu fark ediyorum. Bence sokaktaki havanın giriş katından, büyük salona kadar bastırması da bir kusurdu. Bu iki kusur da kolayca giderilebilirdi. AKM büyük salonda ölçümlere göre en iyi sesin ‘K’ sırasına geldiğini söylerlerdi. Ama ben ister Parter’de ister birinci balkonda hatta ister ikinci balkonda oturayım, müzik sesini işitme konusunda hiçbir zaman hiçbir şikâyetim olmadı, bu konu aklımın ucundan bile geçmedi, her zaman konserlerden ve operalardan mutlu ayrıldım.

AKM’ye girdiniz, henüz giriş katındasınız, yukarı çıkan bir merdiven var, sağındaki alanda bazen resimler sergileniyor hatırlıyor musunuz? Geniş bir alan, karşınızda vestiyer var, sağda telefonlar, aşağıya tekrar Konser Salonuna (küçük salona) geniş bir merdiven iniyor hatırlıyor musunuz?

AKM’de Büyük Salonun olduğu katın konser salonu dışındaki sohbet alanını (fuayesini), aşağıya bakan balkondaki oturma yerlerini, fuayenin iki tarafındaki tuvaletlerini, iki taraflı büfelerini hatırlıyor musunuz? Yapılacak yeni bir inşaatta, konser salon dışında, bu genişliği fuayeye verebilecek bir proje yapabilen çıkar mı dersiniz?

Sözüm bitmedi. Bir kat daha yukarı çıkın bakalım. Oradaki alanı, belki de yarım top sahası büyüklüğünde, Taksim Meydanı’na nazır o büyük fuayeyi, yerlerdeki Hereke halılarını, orada yapılan sunumları hatırlıyor musunuz?. Ben iddia ediyorum, keşke kaybetsem, bundan böyle kimse fuayeye öyle bir alan bırakacak bir proje yapamaz. Ve daha bir üst balkonumuz ve onun fuayesi var.

AKM’nin özellikleri bundan ibaret değil. İkinci bir konser salonu olduğunu, sağ yandan girilen küçük bir tiyatro salonu bulunduğunu, sol taraftan bir sinema salonuna gidildiğini, binanın arka bölümünde bir çok müzik çalışma bölümleri olduğunu, yandaki büyük oto parkını hatırlıyor musunuz?

İddia ediyorum, bu günkü şehirleşme düzeninde kimse daha iyisini yapamaz ve yapamayacaktır. Şimdi sıra bir opera bestecisinin besteleyeceği yeni operada: OPERADA KARAKOL

Hepinize sevgiler...