Hadi Asitanelioğlu

 

Tangoları

Müzik Sohbetleri

Toplum & Sanat

Geçmişten Kesitler

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

Faydalanacağınızı düşünerek sizlere aşağıda Sefik Kahramankaptan’ın Adnan Saygun hakkındaki yazısını gönderiyorum.

Saygun ve Yunus Emre Ahmet Adnan Saygun, Türk müzik dünyasının ulu çınarıydı.
Atatürk’ün müzik devriminin gerçekleşmesi, kökleşmesi, kurumlaşması doğrultusunda, besteci, eğitimci ve müzikbilimci olarak öncülük yaptı, son nefesine kadar hizmet verdi. Yunus Emre Oratoryosu, çeşitli dünya kentlerinde değişik dillerde seslendirilmiş, Adnan Saygun’un en çok tanınan yapıtıdır.

Saygun; Atatürk’ün 1934’te Cumhuriyetin 11. Yılı nutkunda söylediği “Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel, son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu düzeyde Türk ulusal musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.” sözlerini kendine şiar edinmişti.
Atatürk’ün talimatıyla ilk Türk operası olarak Özsoy’u besteleyen Saygun, daha sonra halk kültürünün önemli örnekleri olan Köroğlu ve Kerem öykülerini operaya aktarmış, deyişlerine, felsefesine büyük hayranlık duyduğu Yunus Emre’yi ise oratoryo olarak bestelemeyi kararlaştırmıştır.

Atatürk’e ve Cumhuriyet’e büyük bir sevgiyle bağlanmış olan Saygun, duygularını şöyle ifade ediyordu:
“1933 yılı idi. Atatürk’ü, Büyük Nutuk’u söylerken Ankara’da radyodan dinledim. Güzel sanatlardan bahsediyordu. Bu benim yolumdu. Bana yol gösteriyordu. Hem dinliyor, hem ağlıyordum. Türklük ve milli şuur zirveye çıkmıştı. Cumhuriyet olmasa, “Yunus Emre’yi, “Kerem’i, “Köroğlu’nu yazar mıydım? Belki yazardım. Ben, çok sesliliğe Cumhuriyetten önce yöneldim. Beni, bu yola getiren Türklük şuurunun uyanması ve kendi iç alemimdir.

Yunus Emre kimdir?
Yunus Emre (1238 -1320) yılları arasında yaşadığı tahmin edilen bir Türkmen dervişi, Anadolu’da Türkçe şiirin öncüsü olan bir şair ve düşünürdür.
Şiirlerindeki yansımalar incelendiğinde, Hacı Bektaş-ı Veli öğretisine mensup olduğu, Arapça ve Farsça bildiği, İran ve Yunan mitolojisi ile tasavvuf ve tarihi incelediği, düşünülmektedir.
Yunus Emre, dünya kültür ve uygarlık tarihinde bir aşamadır. Zira sadece yaşadığı dönemin değil, gelecek yüzyılların ve çağımızın da ışık kaynağı olmuştur. Tüm varlıkları kapsayan sonsuz sevgisinden kaynaklanan fikirleri, sevgi yoluyla tüm insanların, kendileriyle, doğayla ve evrenle kaynaşık ve barışık olmalarına yöneliktir.

Şiirlerinden, her dönemin okuyucusu ya da dinleyicisi etkilenmektedir. İlk kez Yunus, şiirlerinde büyük ölçüde Türkçe kullanmıştır. Yunus’la birlikte dil, daha renkli, canlı ve halk zevkine uygun bir hale gelmiştir. Aruz da kullanmakla birlikte, en güzel ve tanınmış şiirlerini Türkçe hece vezniyle söylemiştir. Böylece, şiirleri kısa zamanda yayılarak benimsenmiş ve ilahi olarak da söylenerek günümüze dek ulaşmıştır.

Nitekim Saygun’un çocukluğunda İzmir’de goygoyculardan dinlediği ilahiler hiç kulağından gitmemiş, Yunus Emre Divanı’nı da okuduktan sonra bu ilahiler Oratoryo’nun çıkış noktalarından birini oluşturmuştur. Saygun , Yunus Emre’nin şiirlerindeki Tanrı ve insan sevgisinden, duru anlatımdan ve anonim ezgilerle ilahi formunda okunmasından etkilenerek Yunus Emre Oratoryosunu yazmaya yönelmiştir.

Yapıt, tamamlandıktan ancak dört yıl sonra seslendirilebilmiştir.
İnönü’nün emriyle…
Müzik ve müzisyenler de, tek parti dönemi olmasına karşın, bazı siyasal gelişmelerden, kulislerden etkilenebiliyorlardı. Bu tür durumlardan Saygun da nasibini alıyordu. Örneğin 1936’da Konservatuvar’ın kuruluşu için Ankara’da bulunan P. Hindemith’in kendisinden hoşlanmaması ve şikayetlerde bulunması üzerine çareyi bir süre İstanbul’da çalışmakta bulmuştu.
Dev eseri Yunus Emre Oratoryosunu 1942′de tamamlayan Saygun aleyhinde fısıltı gazetesi yine çalışmaya başlamıştı. Eserin seslendirilmesi istenmiyordu. Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in huzurunda konservatuarda seslendirilen bir koral bölüm alaycı tebessümlerle karşılanmış, Saygun hepten ümitsizliğe sürüklenmişti.
Yunus Emre Oratoryosu orkestra eşliğinde tüm olarak seslendirilemeden rafa kalkmak üzereyken, Saygun’un dostu ve eserlerinin hayranı, dönemin ünlü şairi Behçet Kemal Çağlar durumdan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü haberdar etmişti.
Hemen Saygun’u Çankaya’ya davet eden Cumhurbaşkanı İnönü, Yunus Emre Oratoryosunu merak ettiğini belirtmiş, bir hafta kadar sonra Saygun’un Bahçelievler’deki evine eşi ve dostlarıyla birlikte konuk olarak, bazı bölümleri bizzat Saygun’un piyanosu ve sesinden dinlemişti.
Bu sunuş, eser hakkındaki tereddüt ve dedikoduları bir anda yok ediyor, İsmet İnönü “hemen provaların başlaması talimatını veriyor, tıpkı Atatürk’ün Özsoy Operası’nın yetişmesi için yaptığı gibi, “ilk provalara geleceğini de duyuruyordu.

Nitekim, DTCF Farabi salonundaki ilk provada İsmet İnönü, ailesiyle birlikte hazırdı. Konservatuar Orkestrası’nı Saygun yönetiyor, solist partilerini eşi soprano Nilüfer Saygun ile tenor, müzikolog, besteci Halil Bedii Yönetken seslendiriyorlardı. 1946′da Yunus Emre ilk kez seslendirildiğinde Saygun ve İnönü, bu onuru haklı bir gururla paylaşıyorlardı.
İnönü’nün ne denli uzak görüşlü bir değerlendirmeyle Yunus Emre’yi seslendirttiği, ileriki yıllarda yapıtın yurt dışında aldığı övgülerle ortaya çıkacaktı. İngilizce, Fransızca, Almanca ve Macarcaya çevrilen oratoryo, 1947′de Paris’te, 1958′de New York’ta Leopold Stokowsky yönetiminde Birleşmiş Milletler’de, sonraki yıllarda Budapeşte, Viyana, Bremen, Berlin, Vatikan ve Moskova’da yorumlandı.

ARA BÖLÜM

Bir recitativo’dan ibaret olan ara bölüm, Tanrının aşkına ermiş, fakat ”Şevk”den uzak bulunan Yunus Emre’yi gösteriyor. Yunus Emre aşkı bulmuş, fakat sükûna henüz kavuşmamıştır.

11 Recitativo (Bas solo ve Orkestra)

Gönlüm düştü bu sevdaya
Gel gör beni aşk neyledi

Başımı verdüm gavgaya
Gel gör beni aşk neyledi.

Kah eserim yeller gibi
Kah tozarım yollar gibi
Kah akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi.

III. BÖLÜM

İki parçadan kurulu olan üçüncü bölümde aşk içinde huzura kavuşmuş, Dost’a vasıl olmuş ve son nefesini vermeye hazır bir Yunus Emre buluyoruz. 12. parça Yunus Emre’nin şiirlerinden mısralar ve kıt’alar alınarak oluşturulmuştur.

12 Vivo (Solistler, Koro ve Orkestra)

Aşk gelicek cümle eksikler biter.
Aşkın şarabın içeli kandalığım bilimezem
Şöyle yavu kıldım beni isteyüben bulumazam,
Derya-yı Umman olmuşam gevherlere kan olmuşam
Hüsnünde hayran olmuşam kendüzüme gelimezem,

Aşkın aldı benden beni bana Seni gerek Seni
Ben yanarım dünü günü bana Seni gerek Seni
Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem bana Seni gerek Seni.

Efendim Hü, Mevlam Hü,
Ben benliğimden geçtim gözüm hicabın açtım
Dost vaslına eriştim gümanım yağma olsun
Varlık çün sefer kıldı Dost andan bize geldi
Viran gönül nur oldu cıhanım yağma olsun.

Aşkın aldı benden beni bana Seni gerek Seni
Ben yanarım dünü günü bana Seni gerek Seni
Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem bana Seni gerek Seni

Efendim Hü, Mevlam Hü.

13 Koral (Koro ve Orkestra)

Sensin kerim, Sensin rahim, Allah sana sundum elim
Senden artuk yoktur emim, Allah sana sundum elim.
Ecel geldi vade erdi bu ömrüm kadehi doldu
Kimdir ki içmedin kaldı Allah sana sundum elim