Hadi Asitanelioğlu

 

Tangoları

Müzik Sohbetleri

Toplum & Sanat

Geçmişten Kesitler

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

Bu sabah, yani 2 Nisan 2011 Cumartesi sabahı, Çırağan Sarayında mutat her ayın ilk Cumartesi sabahı konseri vardı. Gelemeyenler için anlatayım dedim. Yalnız unutmadan söyleyeyim, her ayın son Cumartesi konseri 23 Nisana alınmış. 20 Nisanda da Emre Aracı ile söyleşi varmış. Bunlar Çırağan Sarayının göndereceği iletilerde ayrıca belirtilecektir.

Emre Aracı deyince küçük bir hikâye aklıma gelir ama burada tadınca anlatamam. Özetle Emre Aracı İstanbul İngiliz Lisesi mezunudur. Orkestra şefi olmuş, ünlenmiş, galiba daha çok Londra’da yaşıyor. Yurt dışında bir konserden sonra bir sınıf arkadaşı kuliste tebrik etmek istiyor, yanına giremiyor. Büyük bir değer olduğunu bilesiniz. Çok özel çalışmaları vardır.

Çırağan konserleri tatlı olur. Sarayın lütuflarından sonra salona girdiğinizde bekleme sırasında ortam biraz gürültülü olur. Genelde sessiz konuşurlar ama bazen arka sıranızda yüzünü görmediğiniz bir hanımın yüksek sesle konuşmasından rahatsız olabilirsiniz. Hele benim gibi sinirleri oynak noktada, her türlü olumsuzluğu illa fark etmeye programlanmış bir kişi iseniz o ses daha da yüksek gelir. Bu gün gene yemek tarifleri dinledim. Halbuki biraz hoşgörülü olsam ne olur.

Gene bugün, yalnız gitmiştim, bizim arkadaşlar geç geldi, iki yanıma da tanımadığım iki hanım oturdu. Artık ikisinin parfümü mü birbirine karıştı, yoksa yalnız birinin parfümü mü idi, sert kokular beni mahvetti. Sanki böcek öldürme spreyi püskürtülmüş gibiydi.

Gelelim konsere. Bir triyo konseri idi. Flüt’te Metin Yavuz. Bu arkadaşı bu mekânda birkaç defadır dinliyoruz. Kendisi de yakışıklı, icrası da sağlam. Keman’da Serap Demirel. AKM konserlerinde yıllarca onu tam karşısından seyrettik. Ben ve eşim D veya E sırasında ve ortada otururken o da tam karşımızda konsertmaystırın yanında, yada bir arkasında, yani daima birinci kemanların en ön sıralarında yer alırdı. Şüphesiz iyi bir kemancı. Viyolonsel’de Yeşim Madanoğlu. Benim gibi nüfus kâğıdı eskiler 27 Mayıs’ın kudretli generalinden ötürü bu soyadını tanırlar. Çellosuyla beraber uzaktan bir tablo gibi duruyordu. Eserlerede çoğunlukla ritmik stacato arşeleri seslendirdi. Ancak birkaç yerde melodik cümleler vardı. Onları harika seslendirdi. Ben son zamanlarımda çello çalan hanımlara istisnaî bir hayranlık duymaya başladım. Sanki herkese göre daha akıllı yaratıklar gibi geliyor bana. Rahşan Hanım da öyle. Bu çellocular tek bir nota ve tek bir arşede crescendo (kreçendo), decrescendo (dekreçendo) yaparak, vibrato ve de ruhlarını katarak müzik yaratıyorlar. Hayranım.

Konserin tamamı sanki bir flüt konseriydi, diğer iki saz adeta eşlik ettiler. Sanki flüt öğrencileri için hazırlanmış bir morceau (parça) albümü seslendirildi. Hiç değilse Boccherini’nin Menuet’i , Elgar’ın Salut d’amour’u kemanla seslendirilemez miydi? Cello’ya da bir parça ayrılamaz mıydı? Bence daha renkli olurdu.

Bu Çırağan konserlerinin demirbaş parçaları vardır. Bunlardan biri Bach’ın Aria’sıdır. Hemen her konserde değişik bir aranjmanla çalınır. Çalınsın, binlerce defa da çalınsa onu severek dinleriz. Albinoni’nin Adagio’su, Handel’in Largo’su ve Bach’ın Aria’sı duygusal ve ritim olarak birbirine benzer. Dilerim bundan sonraki Saray konserlerinde Handel’in Largo’sunu da dinleriz.

Biz, yani benim kuşak bu parçayı Bach’ın Sol teli aryası olarak biliriz. Kemanda bir parça birçok pozisyonda çalınabilir. Sol teli kemanın en kalın telidir. Buna G teli de denir. G sol demektir. Niye? Eskiden doğal La minör gamı bir dua olarak söylenirmiş, demek ki ana gam olarak kabul ediliyormuş: La-Si-Do-Re-Mi-Fa-Sol-La. Bu gamın perdeleri harflerle A-B-C-D-E-F-G şeklinde ifade edilince. Sol sesinin perdesine karşılık G harfi gelmiş.

Peki niye illa sol telinde çalmak isteniyor. Çünkü yüksek notalarda telin gerilimi başka bir heyecan yaratıyor, bazı bölümlerde, birbirinden uzak olan tiz ve pes notalar arasındaki geçişlerde abartılmayan küçük glisandolar parçaya ayrı bir lezzet katıyor.

Batı müziğinde kemanın böyle yüksek pozisyonlarda çalınabilmesi için, kemanın omuz ile çene arasında usulüne uygun pozisyonda taş gibi durması lazım. Böylece el piyano çalar gibi rahat dolaşır. Bunun için kemanın arkasına épaulier (epolie=omuzluk) takılır. Bunun da çeşitleri vardır. Geleneksel müziğimizi icra eden kemancılar kemanın birinci pozisyonunda kalırlar. Bundan dolayı kemanı avuçlarının içine oturturlar. Bir benzetme yapacak olursak, biri okyanusun enginliklerinde gezinirken, diğeri sahillerde dolaşır.

Bir de La Paloma müziğinden bahsetmek istiyorum. Programda bestecisi yerine Anonim yazılmış. 150 yıl gerilere gidince bestecisi bilinmeyen anonim bir melodi olarak herhalde daha çok Cuba’da dolaşıyor Ama Sebastian Yraddier isimli bir İspanyol müzisyen bunu habanera tarzında bu gün bildiğimiz şekliyle besteliyor. Bu bestecinin habenera tarzında birçok başka besteleri de var. Şimdi sıkı durun. George Bizet’nin Carmen Operasında hepimizin bildiği bir kısım var. Operanın en tanınmış melodisi. El Arreglito ismi verilen bu bölümü Bizet’ye Sebastian Yraddier vermiş.

Çırağan Sarayının ve Barok Müziğin sunumlarına teşekkürler.

Hepinize sevgiler...