Hadi Asitanelioğlu

 

Tangoları

Müzik Sohbetleri

Toplum & Sanat

Geçmişten Kesitler

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

Onunla arkadaşlığımız Vefa Lisesi’nde 10 uncu sınıftayken başlamıştı. 1947-48 eğitim yılı olacak. Uzun boylu sporcu yapılıydı. Bu eğitim yılına başlamadan önce galiba bir yıl kadar evde istirahat etmesi gerekmiş idi. Bu istirahat döneminden önce de spor yapıyor, futbol oynarken harika şutlar atıyormuş. Ne yazık ki bu güçlü insanın bir ayağının bileğinde oluşan bir rahatsızlık nedeniyle o bölgenin bir süre alçı veya özel bir sargıda kalması gerekmiş. Okula geldiğinde de o sargısı vardı. Ama o kadar kuvvetliydi ki sınıfta birimiz bacağından, birimiz kolundan bir diğerimiz belinden yakalasak gene onu eğemezdik. Uzun istirahat ona bir birikim kazandırmıştı. O yıllarda bizler ancak, örneğin Atikali kapalı durağında duvara asılmış gazetelerin manşetlerini okumakla yetinirken, o köşe yazarlarıyla beraber bir çok gazeteyi hatmediyormuş. Fransızca hocamız Muzaffer Esen’in sohbetle karışık ders saatlerinde ismi geçen yazarları yalnız o bilir ve üzerinde konuşurdu.

Her halde on birinci sınıftayken Sosyoloji dersi kapsamında hocamız ikimizi ‘Eflatun’un Devlet Görüşü’ kitabını okuyup sınıfta anlatmamız için görevlendirmişti. Bir ders ben, bir ders o konuşmuştu. Muzaffer Esen muallimler odasında ismimizin geçtiğini söyledi. O kitabı hâlâ saklıyorum.

Son sene 6B sınıfında 16 kişiydik. Her akşam Saraçhanebaşı Parkı’ında toplanırdık. O günlerde Muzaffer Esen günlük gazetelerin birinde, belki ‘Son Dakka’ veya ‘En Son Dakka’ bir roman yazıyordu. Romanının kahramanlarının birinin ismini Metin, diğerini Hadi koymuştu. Biz ise pek umursamamış, ancak bir günkü yazısını işte bu parkta lütfen okumuştuk.

Onuncu sınıftayken matematik derslerimiz bayağı ağırdı. Benim matematik bilgim oldukça sağlam gelişmişti. Ama Metin’in matematiği hepimizden daha iyiydi. Saraçhane ile Fatih arasında dar cepheli bir evde otururlardı. Sırada matematik imtihanı varsa hepimiz onu evinde ziyarete gidiyordu. Son sınıfta edebiyat şubesinde idik, ama matematik hocası o fen şubesini seçmediği için ona sitem etmişti.

Okulu bitirdikten sonra Vefa Lisesini Bitirenler Derneği, veya Vefa’dan Yetişenler Derneği gene ikimize (herhalde diğer sınıflardan da vardı) okulu birincilikle bitirdiğimizi ifade ederek birer La Rousse hediye etmişti. Yemekhanede toplandık ve hediyelerimizi Sıddık Sami Onar’ın elinden aldık.

Üniversitede ben İktisat o Hukuk fakültesine gitmiştik. O zaman bu iki fakülte iç içeydi. İkimiz de talebe cemiyetleriyle uğraştık. Ben İktisat Fakültesi Talebe Cemiyeti’nde (Bir de ‘Dernek’ ismiyle cemiyetimiz vardı) ikinci başkan olmuştum. Cemiyet’te çok çalışırdım, hatta Dekan Refii Şükrü Sulva’ya cemiyetimiz adına bazı isteklerde bulunan uzun bir yazı tevdi ettim, ama benim bir de kemanım vardı, arkadaşlar delege seçimleriyle uğraşırken ben keman çalıyordum. Ama Metin işi sıkı tuttu, Hukuk Fakültesi talebe Cemiyeti’nden bir kademe atladı, İstanbul Üniversitesi Talebe birliğine, oradan bir kademe atladı Talebe Federasyonuna, oradan bir kademe atladı, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı Başkanı oldu. Bu teşkilat şimdiki deyimiyle pek çok sivil örgütü içeriyordu. 27 Mayıs müteakip günlerde Metin bu teşkilatın başındaydı ve itidalli bir yönetim izliyordu. Tabii 27 Mayısçıların hepsini tanırdı. Teşkilatın merkezi İstiklâl Caddesinde, Haşet Kitabevi’nin bulunduğu binadaydı.

Metin’in kafası bir rehber bir istihbarat kaynağı gibiydi. Çok kimseyi tanır ve unutmazdı. Yazıhanesine de liseden ve üniversiteden arkadaşları uğrardı, onlarla irtibatı kaybetmemişti.

Merter’de Keresteciler Sitesi Kooperatifini kurmak ve mensuplarını rahatlatmış olmakla öğünürdü. Onu bir eseri olarak görürdü.

Uzun yıllar yazıhanesi Beyoğlu’nda Atlas Sineması’nın arkasına düşen Gazeteci Erol Dernek sokakta, Türk Hava Kurumu’nun yanındaydı. İstanbul Filarmoni Derneği de aynı sokakta Erman Han’dadır. Oraya gittiğimde arada ona da uğrardım. Sonra Mecidiyeköy’de güzel bir daireye taşındılar. Açılışına gitmiştim. 80 yaşımdan sonra geniş bir yazıhanem oldu demişti. Ben o zaman galiba 77-78 idim, yani henüz 80 yaşıma girmemiştim, 80 yaş kafama dank diye vurmuştu. Sonra herhalde yalnız bir kere daha uğradım. Rahatsız etmekten çekiniyordum.

İnönü Stadı açılışında Lütfi Kırdar’ı O, ben ve Nejat Dilmen beraber dinledik.

14 Mayıs 1950’den iki gün önce Demokrat Parti’nin son mitingini, Fatih Cami avlusunda gene üçümüz beraber dinledik. O gün Suat Hayri Ürgüplü, Ali Fuat Cebesoy, Fuat Köprülü ve Adnan Menderes konuşmuştu.

İstanbul Sergisi’nin ilk açıldığı gün gene beraber gittik. Kendisinin pul koleksiyonculuğu vardı. O gün bana da serginin pulunu aldırdı. Hâlâ duruyor.

Briç ve Satranç merakı vardı. Satranç kulübünün üyesiydi. Satranç kulübünü merkezi o zaman Taksim Belediye Gazinosu ( şimdiki Inter Continental’in olduğu yer) içindeydi. Onun sayesinde Belediye Gazinosu’nun provalarını bedavadan izlerdik.

Gene avukat olan kızıyla beraber çalışıyordu. Tubitak’ta görevli çocuklarıyla ve değerli eşiyle iftihar ederdi.

Öğrencilik yıllarımızda üç beş arkadaş arada Heybeliada’ya giderdik. Alıştığımız bir plaj da vardı. Bir iki sene önce telefonla görüşürken Heybeli’de o plaja gidiyorum demiştim. Oraya da hep birlikte gideriz demişti.

Rahatsızlığından haberdar olmadığım için bu sabah çok sarsıldım. Sanki hayatımdan bir şey koptu.

Yüzün her zaman nurluydu. Mekânın da nurlu olsun.