Hadi Asitanelioğlu

 

Tangoları

Müzik Sohbetleri

Toplum & Sanat

Geçmişten Kesitler

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

1950-1960 SİYASİ VE EKONOMİK DURUMA KISACA BİR GÖZ ATIYORUM

Evet, iktidarlar koltuklarını bırakmak istemediklerinde seçimde hile yapabilirler.

- Nereden biliyorsun?

- 1946 seçimlerinden
- 1957 seçimlerinden.

- Nasıl bilirsin?

- Çünkü o devri yaşadım ve 1957 seçimde sandık üyesiydim.

- Hangi partiden?

- Hürriyet Partisi’nden.

- O da hangi partiymiş?

- Siz nereden bileceksiniz?

- Kimler kurmuş bu partiyi?

- Demokrat Partiden ayrılanlar. 19'lar.

- Niye ayrıldılar?

- Parti icraatını beğenmeyerek ayrıldılar?

- Bunlar sıradan kişiler miydi yoksa önemli kişiler miydi?

- Aralarında partinin dört kurucusundan biri olan ve de Dışişleri Bakanı olan Fuat Köprülü de vardı.

- Başka?

- İktisat Profesörü Feridun Ergin. Hepsini hatırlayamam, Feridun Ergin’i hatırlamamın sebebi 1950’de Hukuk Fakültesi’nde, birinci sınıfında iktisat dersi vermesinden. Milletvekili olarak seçildiği için fakülteden ayrıldı. Ayrılış konuşmasını yaparken tesadüfen Hukuk Fakültesi’nin birinci sınıfının amfisindeydim. İdealist ve Atatürkçü bir konuşma yapmıştı. Bir de fasikül fasikül çıkan iktisat kitabı vardı, hatırladığım kadarıyla kalan fasiküllerin öğrencilere bağışlamıştı.

- Başka kim vardı?

- Her şeyi hatırlayamam, merak eden Cumhuriyet Gazetesinin arşivlerine baksın.

- Başkan kimdi?

- Ömer Lütfü Karaosmanoğlu

- Peki sen nasıl girdin bu partiye?

- O zaman Balat’ta küçük bir şirket kurmuştuk, oto aksamı imal ediyorduk.

- Eee?

- Parti teşkilatını kurarken bir kişi eksik oluyordu, benimle eksiği tamamladılar.

- 1957 seçimleri nereden çıktı?

- 1954 seçimlerinden sonra ekonomi çok bozulmuştu, zamanla eşi görülmemiş yokluklar yaşanıyordu. Kasım Gülek CHP’yi toparlamıştı, belli ki iktidar olacaktı. Gecikmenin Demokrat Parti için daha kötü olacağını düşünerek Menderes seçimi öne almıştı.

- Seçimde ne yaptılar yani?

- O seçimde ilk defa hem seçmen kartıyla hem de nüfus kâğıdıyla oy kullanabilmek için yasa değiştirildi. Sandık kütükleri de şimdiki kadar düzenli değildi. Böylece bazı kitleler hem seçmen kartıyla hem de nüfus kâğıdıyla oy kullandılar.

- Başka?

- Yasaya göre seçim sonuçlarının seçim bittikten sonra açıklanması gerektiği halde sabahın erken saatlerinde seçimi biten ve Demokrat Parti’nin kazandığı bölgeleri bangır bangır açıklamaya başladılar, halkı baskı altına aldılar.

- Bangır bangır neyle?

- Neyle olacak radyoyla. O zaman yalnız radyo var. Orta dalga 350 metrede İstanbul, uzun dalga 1648 metrede Ankara radyosu.

- Başka neler oldu?

- Bu konunun Yassı Ada’da muhakemesi yapıldı, merak eden arşivleri araştırsın. Hem Yassı Ada mahkemeleri bu günkü Silivri mahkemesi gibi değildi, tüm davalar radyodan dinleniyordu.

- Seçim sonuçları senin tahmin ettiğin gibi oldu mu?

- O zamana kadar bulunduğum ortamlarda hemen hemen hiç DP’li olmazdı. Yedek Subay okulunda iki bölükte bir tane DP’li yoktu. O zamana kadar esnafın ve toplumun bazı kesimlerinin içine girmemiştim, Balat’ta da oyların çoğunun CHP’ye çıkacağını zannediyordum. Ama sandıktan daha çok DP’ye çıkan oylar beni şaşırtmıştı.

- Türkiye genelinde?

- Sonuçlar hilesiz toplansaydı gerçekte Türkiye genelinde CHP kazanmış olacaktı, o zaman 27 Mayıs Devrimi de olmayacaktı.

- Peki partiler seçim propagandalarını eşit şartlar altında yaptılar değil mi?

- Nerede! Bir kere DP iktidara geldiğinden beri Radyo yalnızca DP’nin düdüğünü çalıyordu. CHP’den tek kelime bahsedilmezdi. Muhalefet partilerinin ancak seçimden önce onar dakikalık birkaç seçim konuşması yapma hakkı vardı. Radyoda haberlerden başka bir de Radyo Gazetesi isimli bir program vardı, hükümetin propagandasını yapardı. Muhalefete küfür ettiği de olurdu. Bir defasında İnönü ve CHP heyeti parti çalışmaları yaparak İzmir’e doğru gidiyorlardı. Radyo Gazetesi ağzından salyalar akan çöl fareleri İzmir’e doğru gidiyorlar’ gibilerden ifade kullanmıştı.

- Muhalefet partileri ülkeyi rahatlıkla dolaşamaz mıydı yani?

- Çok olaylar olurdu, örneğin bir defasında Kasım Gülek’i tabanca tutarak Zonguldak’tan İstanbul’a getirdiler, İnönü’yü Kayseri’ye sokmadılar, bilmem nerede gözüne cam tozu attılar, Topkapı surlarının dibinde aracını durdurarak Surların üzerinden İnönü’nün üzerine kaya atmayı planladılar vs. vs..

- Yoksa sen oldum olası DP karşıtı birisi miydi?

- Hayır, aksine DP’yi ilerici bir hareket olarak görüyordum. 14 Mayıstan iki gün önce DP son mitingini Fatih Camii avlusunda yapmıştı. Bu mitingi ben, arkadaşım Nejat Dilmen ve Metin Kumbasar birlikte izledik. Mitingde Suat Hayri Ürgüplü, Ali Fuat Cebesoy, Fuat Köprülü ve Adnan Menderes konuştular. Hepsine hayran olduk. Belki bu bulunduğumuz ilk siyasi mitingdi. Mitingde Adnan Menderes, şekeri 25 kuruşa, pirinci 28 kuruşa indireceğiz gibi konuşmalar yaptı. O zaman seçim gününden galiba iki gün önce propaganda akşam güneş batarken bitiyordu.

- O seçimde kime oy kullandın?

- Ben henüz oy kullanamıyordum, ama belki annemin oy kâğıdını ben düzenledim. O zaman karma liste yapılabiliyordu, bir partiye oy vermek diye bir şey yoktu. Hangi partiden olursa olsun, tanıdığımız, değer verdiğimiz 3-4 ismi oy puslasına yazdık. Yazdık diyorum, elle yazdık, belki de önceden tedarik edilen oy pusulalarını evde yazdık gittik, bayağı büyük kâğıtlardı. CHP tarafından en çok oyu Burhan Felek’in aldığını hatırlıyorum.

- Sevgin devam etti mi?

- Seçimden sonra Menderes İstanbul Üniversitesi’ne geldi, Fen Fakültesi konferans salonunda konuştu. Ben kürsünün dibindeydim. Demek ki bayağı tutuyormuşum.

- Eee sonra ne oldu?

- Halkevlerini kapanması bizi şaşırttı. Her semtte bir halkevi vardı, burada müzik, tiyatro vs eğitimi yapılıyor, konser tertipleniyor, müsamereler oynanıyordu. Bu Halkevlerinden birçok sanatçı yetişti. Biz bunları belki bir Devlet kurumu gibi görüyorduk. DP bunları CHP’nin örgütü gibi gördü ve CHP’nin de hak etmediğini kabul ederek mallarına el koydu ve bu kurumları yok etti.

- Başka?

- Kore harbi patlamıştı, Amerika’dan zannederim Mc. Arthur isminde bir general geldi. (O gelen kişi sonra Türkiye Büyük Elçisi oldu) Celâl Bayar ve Adnan Menderes Yalova’da kaplıcalardaydılar, gitti orada onları buldu, Türkiye bir tugay asker göndermeyi kabul etti. Sonraki günlerde en büyük birliği Türkiye’nin gönderdiği ortaya çıktı. Ayrıca karar meclisten geçmeden verilmişti. DP muhalefetin itirazlarına Birleşmiş milletlede imzanız var diye cevap verdi.

- Başka?

- Sonraki yıllarda basın özgürlüğü yok olmaya başladı, sansür başladı, bazı günler gazetelerin bazı sütunları boş çıkıyordu. Birçok gazeteci hapse atılmaya başladı.

- Başka?

- Gecekonduculuk çıktı, Taşlıtarla ve Zeytinburnu’nda gecekondular yapılmaya başlandı ve seçimlerden önce bunlara tapu vermek gelenek haline geldi.

- Hıı

- 1955 de 6-7 olaylarında ekalliyet dediğimiz vatandaşlarımızın evleri ve işyerleri yağma edildi. O dönemde partilerin her mahallede bir ocağı vardı, akşamları toplanılırdı. Bende bu olayın yapılmasında DP teşkilatının büyük katkısı olduğu kanaati vardır. Nitekim Yassı Ada davaları da bu konu görüşülürken, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Ord. Prof. Fahrettin Kerim Gökay’ın ‘eşşeoğlu eşekler’ diye küfür ettiği yardımcısı tarafından açıklanmıştır.

- Ekonomi nasıl gidiyordu?

- İlk yıllar daha serbest dış ticaret fark ediliyordu. O zaman radyo, pikap, dikiş makinesi, gaz sobası, saat gibi şeyler ithal ediliyordu. Dolar kuru da düşük olduğundan piyasaya cazip fiyatla arz ediliyordu. Bir de Anlaşmalı Memleketler denilen ülkelerden Devletin vereceği tahsise göre ithalat yapılırdı. Bunlar Doğu Almanya, Bulgaristan, Çekoslavakya gibi ülkelerdi. Bunlardan genelde sıhhî tesisat malzemeleri getirilirdi. Bazen de çok kalitesiz başka ürünler.

- Ne demek dolar kuru düşüktü?

- Türkiye'de 7 Eylül 1946 iktisat kararları vardır. O gün yapılan devalüasyonla 1 Dolar 2,8252 TL kabul edilmiş. Ülke içindeki enflasyonların devam etmesine rağmen bu sabit kur olarak 4 Ağustos 1958’e kadar devam etti. Serbest piyasada dolar 15 TL gibiydi. Böyle olunca gelen ithal malı gerçek olması gereken maliyetinden çok daha ucuza piyasaya sunuluyordu.

- İthalatçı niye ucuza satsın, böyle bir durumda malın piyasada gerçek değerini bulması, ithalatçının çok yüksek kârlar sağlaması gerekmez miydi?

- Gerekirdi ama milli koruma kanunu vardı. Buna göre her malın kâr haddi belirlenmişti. Malı gümrükten çekince Milli Koruma beyannamesi veriliyordu, 1 kuruş hata yaparsan içerdesin.

- El altından satan olmaz mıydı?

- Evet yani kara borsa dediğimiz olay oluyordu. İthalatçı yapmasa da malı alan tüketici yapıyordu. Kime mal çıkacağı önceden bilinirdi, o gece kapısında kuyruklar olurdu.

- Ham madde nasıldı?

- Hammaddeyi Ticaret Odası ve Sanayi Odası tevzi ediyordu. Tevziden hammaddeyi alan, kamyonu indirmeden 10 misli gibi bir fiyata malı devredebilirdi. Böyle çok insan zengin oldu. Bazen tevzi dışından da tedarik edilebiliyordu. Örneğin Kauçuk piyasasında Moiz Baruh ve İzak Nağmer piyasaya hakimdi. Bunlar gemiler dolusu kauçuk getirirlerdi ama gerçek piyasa rayicine göre satarlar fakat fatura vermezlerdi.

- Sanayide de kâr haddi var mıydı?

- Evet, birçok işkolunda fabrikanın yıllık kâr haddinin olması gereken rakam tespit edilmişti. Meselâ %20

- Ham maddeye fatura alınamıyorsa nasıl maliyet yapılıyordu?

- Deftere tabi olmayan gezici esnaf vardı, bunlar %10 alarak fatura keserlerdi. Tabii her iş böyle dönmez.

- Tevziden nasıl ham madde alınırdı?

- Ticaret ve Sanayi Odaları işletmenin kapasitesini önceden ölçerler, ona göre ham madde verirlerdi. Bu yüzden işletmelerin TEVSİ YASAKTI.

- Bu da ne demek?

- Yani bir işletme kapasitesini yükseltmek için yatırım yapamazdı. İşletmenin büyümesi yasaktı. Öyle deniyordu, belki de yatırım yapsa bile daha fazla hammadde alamazdı.

- Hani liberal ekonomi deniyordu?

- Liberal ekonomiyle alakası yoktu bu düzenin.

- Peki ne oldu 1957 seçimlerinden sonra?

- Türkiye büyük bir yokluk dönemine girdi. Kâğıt yok, kalem yok, silgi yok, yedek parça yok, peynir yok, yokluğu Halk Partililer yapıyor deniyor. 1958 yılında Avrupa’da Türkiye’ye Yardım konsorsiyumu kuruluyor. 4 Ağustos’ta devalüasyon yapılıyor 1 dolar 9,08 TL olarak kabul ediliyor. (Bana göre o zaman 15 olmalıydı). Bu defa o güne kadar kurulmuş olan fabrikaların üretimleri korunmadan birden her şey ithal ediliyor. Ekonomik sorunların yanında gene hakim teminatı, ispat hakkı gibi hukuki konular tartışılıyor. Adnan Menderes ben kendime sabık başbakan dedirtmem diyor. Sonunda o meşhur Tahkikat Komisyonu kuruluyor. Böylece Meclis Yasama (Teşrii) işlevinin yanında Yargı (Kaza) yetkisini de alarak kuvvetler ayrılığı prensibinden ayrılıyor. Gaye CHP’yi kapatmak. İnönü bir gün mecliste ‘sizi ben bile kurtaramam’ diyor. İstanbul Üniversitesi’nde heykelin etrafında toplantı yapılıyor. Bu toplantıda Bumin Yaman isimli bir sivil polis, Jeep’in arkasında bir genci sürüklüyor. O zamanki toplum her şeyi kabul etmiyor. Öğrenciler daha çok birleşiyor. Bir yandan Ankara’da öğrenci hareketleri. Örfi İdare ilan ediliyor. Ama asker ve öğrenci kucaklaşıyor. Böylece 27 Mayıs devrimine geliniyor. Bu devrimi halk, üniversiteler, tüm kurumlar ve ordu birlikte yapıyor. Halk sokaklarda dans ediyor. Kendinin suçlu olduğunu kabul eden ve eninde sonunda bu müdahaleyi bekleyen İçişleri Bakanı Namık Gedik bulunduğu binanın penceresinden atlayarak intihar ediyor. Devrimden bir ay kadar sonra İnönü ‘ bir an önce seçimlere gitmekte sayısız milli menfaatler vardır’ diyor. Yassı Ada mahkemesindeki ilk duruşmada Celâl Bayar ve Adnan Menderes birbirini suçlayarak sırt sırta oturuyorlar. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan toplumda çok etkili kişiler değil. Üçünün idam haberi hepimizi üzüyor. İdamları İnönü de önleyemiyor, hatta bildiğimiz kadarıyla İnönü ve Berrin hanım karşılıklı ağlıyorlar.

Hepinize selamlar...